REKONSTRÜKSİYON(HAYALİ ÇİZİMLER)ALDATMACASI

 

 


Rekonstrüksiyonlar, tamamen evrimci bilim adamlarinin yorumlarina ve hayal güçlerine dayanarak gelistirilirler. Hiçbir bilimsel degerleri yoktur.

Evrimciler, teorilerini destekleyecek bilimsel deliller bulma konusundaki basarisizliklarini çesitli propaganda yöntemleri ile kamufle etmeyi amaçlarlar. Bu propagandanin en önemli unsuru "rekonstrüksiyon"dur. Rekonstrüksiyon, "yeniden insa" demektir ve sadece bir kemik parçasi, hatta tek bir disi bulunmus olan canlinin resminin ya da maketinin yapilmasidir. Gazetelerde, dergilerde, filmlerde gördügünüz "maymun adam"larin her biri birer hayali çizim yani rekonstrüksiyondur.
Özellikle insanin evrimi konusunda evrimciler, ellerindeki fosil örnekleri üzerinde tamamen hayal gücüne dayanarak tahmin yürütürler. Bu yüzden evrimciler tarafindan fosil kalintilarina dayanilarak yapilan rekonstrüksiyonlar, tamamen evrim ideolojisinin gereklerine uygun olarak tasarlanir. Harvard üniversitesi antropologlarindan David Pilbeam, "benim ugrastigim paleoantropoloji alaninda daha önce edinilmis izlenimlerden olusmus teori, daima gerçek verilere baskin çikar", derken bu gerçegi vurgular.133
Burada bir noktaya dikkat etmek gerekir: Kemik kalintilarina dayanilarak yapilan çalismalarda sadece eldeki objenin çok genel özellikleri ortaya çikarilabilir. Oysa asil belirleyici ayrintilar, zaman içinde kolayca yok olan yumusak dokulardir. Evrime inanmis bir kimsenin, fosil kayitlarinda delil vermemis olan bu yumusak dokulari istedigi gibi sekillendirip ortaya hayali bir yaratik çikarmasi çok kolaydir. Harvard üniversitesi'nden Earnest A. Hooton bu durumu söyle açiklar:

Yumusak kisimlarin tekrar insasi çok riskli bir girisimdir. Dudaklar, gözler, kulaklar ve burun gibi organlarin, altlarindaki kemikle hiçbir baglantilari yoktur. örnegin bir Neandertal kafatasini ayni yorumla bir maymuna veya bir filozofa benzetebilirsiniz. Eski insanlarin kalintilarina dayanarak yapilan canlandirmalar hemen hiçbir bilimsel degere sahip degillerdir ve toplumu yönlendirmek amaciyla kullanilirlar... Bu sebeple rekonstrüksiyonlara fazla güvenilmemelidir.134

 

Kisacasi rekonstrüksiyonlar evrim teorisi için hiçbir bilimsel destek saglamamaktadir. Bunlar tam aksine, teorilerine kanit bulamayan evrimcilerin çaresizliklerini yansitir. çünkü bilimsel kanitlar gösterme konusundaki acizliklerini, hayalgücü ve sanatkarlardan aldiklari yardimla örtbas etmeye ve toplumu yaniltmaya çalismaktadirlar. Bunu da daha çok müzelerde sergiledikleri rekonstrüksiyonlarla gerçeklestirirler. Bunun ne denli aldatici, bilim disi bir çaba oldugunu göstermek için, evrimcilerin rekonstrüksiyon hileleriyle ilgili bazi örnekleri sergilemekte fayda vardir:
Evrimci Hileleri Sergisi: Rekonstrüksiyonlardan Bir Derleme

 

 


1. Bazi Göz Boyayıcı Çizim Örnekleri


Evrimciler, rekonstrüksiyonlarda burun ve dudaklarin yapisi, saçlarin sekli, kas biçimi ve killar gibi fosil izi birakmasi oldukça zor olan özellikleri kasitli olarak evrimi destekleyici nitelikte sekillendirirler. Ortaya çikardiklari hayali varliklari, aileleriyle yürürken, avlanirken veya günlük hayatin baska bir kesitinde gösteren ayrintili resimler hazirlarlar. Oysa bu çizimler tamamen birer hayal ürünüdür ve hiçbir fosil karsiliklari yoktur.


2. Bir Kafatasına Üç Farklı Çizim!


Evrimciler bu konuda o denli ileri gitmektedirler ki, ayni kafatasina birbirinden çok farkli yüzler yakistirabilmektedirler. Australopithecus robustus (Zinjanthropus) adli fosil için çizilen birbirinden tamamen farkli üç ayri rekonstrüksiyon (altta), bunun ünlü bir örnegidir.


3. Java Adamına Birbirinden Farkli Iki çizim!


Java adaminin birbirinden tamamen farkli olan bu iki çizimi, fosillerin evrimciler tarafindan nasil hayali biçimde yorumlandiginin iyi bir örnegi...


 

4. Evrimcilerin Sınırsız Hayal Gücünün Bir Ürünü Daha!


Yukarida sagda yer alan rekonstrüksiyon çizim, Aksam gazetesinde yayinlanmistir. (Aksam, "3 Milyon Yil önce En Güzel Kadindi", 16 Ocak 2003). Bu çizimlerin kaynagi olan kemikler ise solda görülmektedir. Bu rekonstrüksiyon, hileli Darwinizm propagandasinin klasik bir örnegidir. Rekonstrüksiyonda maymunla insan arasi özellikler kasitli olarak olusturulmustur. Bu çizim, killarla kapli bir vücut, kahverengi deriyle kapli bir yüz, basik bir burun ve öne çikik bir çeneye sahip oldugu halde ona insansi özellik veren anlamli gözlerle donatilmistir. Bu yetersiz ve daginik kemiklerden böyle bir yüz çikarmakla amaçlanan, bilimsel delillerden yola çikip gerçekçi bir sonuca ulasmak degil, tamamen hayal gücü kullanilarak yapilan üretimleri, bilimsel sonuç gibi gösterme çabasidir.


 

5. Sahtekarlik ürünü Embriyo çizimleri


Evrim teorisi, sahte delillerle ayakta tutulmaya çalisilan bir teoridir. Haeckel'in embriyo çizimleri buna önemli bir örnektir. Insan embriyosunun anne karninda evrim geçirdigi iddiasiyla yapilan bu çizimlerin sahte oldugu bizzat Haeckel tarafindan itiraf edilmistir.

19. yüzyilin sonlarinda Ernst Haeckel isimli evrimci bilim adami, embriyonik gelisimle ilgili evrimci bir görüs ortaya atti. Haeckel, canli embriyolarinin gelisim süreçleri sirasinda, sözde atalarinin geçirmis olduklari evrimsel süreci tekrarladiklarini iddia ediyordu. (örnegin insan embriyosunun, anne karnindaki gelisimi sirasinda önce balik, sonra sürüngen özellikleri gösterdigini, en son olarak da insana dönüstügünü iddia etti.) Bu iddiasini ise bizzat kendisine ait olan çizimlerle desteklemeye çalisti. Ancak kisa bir süre sonra iddiasinin geçersizligi anlasildi. çizimleri de kasitli olarak çarpittigi ortaya çikti. Yaptigi savunma ise, diger evrimcilerin de benzeri sahtekarliklar yaptigini belirtmekten baska bir sey degildi:

 


"Bu yaptigim sahtekarlik itirafindan sonra kendimi ayiplanmis ve kinanmış olarak görmem gerekir. Fakat benim avuntum sudur ki; suçlu durumda yanyana bulundugumuz yüzlerce arkadas, birçok güvenilir gözlemci ve ünlü biyolog vardir ki, onlarin çikardiklari en iyi biyoloji kitaplarinda, tezlerinde ve dergilerinde benim derecemde yapilmis sahtekarliklar, kesin olmayan bilgiler, az çok tahrif edilmis sematize edilip yeniden düzenlenmis sekiller bulunuyor."135


Evrimciler için çizimlerin bilim disi olmasi, sahtekarlik ürünü olmasi önemli degildi. Onlar için önemli olan sahte çizimler yoluyla da olsa evrimci düsüncenin yayginlastirilmasiydi. Nitekim sahte olduklarini bile bile Haeckel'in çizimlerini ders kitaplarina soktular. Bunlari ögrencilere bir yüzyili askin süre boyunca evrim kaniti olarak sundular, onlari aldattilar.
6. "Nebraska Adamı" Diye Tanıttıkları Diş, Bir Domuza Ait çıktı!

 



Evrim teorisi, sahte delillerle ayakta tutulmaya çalisilan bir teoridir. Haeckel'in embriyo çizimleri buna önemli bir örnektir. Insan embriyosunun anne karninda evrim geçirdigi iddiasiyla yapilan bu çizimlerin sahte oldugu bizzat Haeckel tarafindan itiraf edilmistir.

Asagidaki resim, Illustrated London News gazetesinin 24 Haziran 1922 tarihli baskisinda yayinlandi. Resimlerde bir maymun adam ve ailesi dogal ortamlarindaymis gibi detayli olarak çizilmisti. Ancak bu detayli senaryonun ve yapilan hayali çizimin dayanak noktasi, "tek bir fosil azi disiydi". Söz konusu fosil dis, ABD'de Bati Nebraska'daki Yilan Deresi yakinlarinda, ele geçirilen ve Plieocen Dönemi'ne ait olan bir fosildi. Evrimciler bu disin, insan ve maymunlarin ortak özelliklerini tasidigini iddia ettiler. Nebraska Adami (Hesperopithecus haroldcooki) olarak isimlendirdikleri bu hayali maymun adami, rekonstrüksiyon çizimlerle birlikte topluma insanin evrimi senaryosunun kaniti olarak sundular.


Ancak 1927'de iskeletin öbür parçalari da bulundu. Bulunan yeni parçalara göre bu dis ne maymuna ne de insana aitti. Disin, Prosthennops cinsinden yabani Amerikan domuzunun soyu tükenmis bir türüne ait oldugu anlasildi. Sonuçta Hesperopithecus haroldcooki literatürden sessizce çikarildi. Ama yillarca varligini sürdürmüs olan bu yanilgiyi gidermek, hayali maymun adam çiziminin zihinlerde kalan izlerini gidermek için hiçbir çaba ortaya konmadi.


7. Archaeoraptor Rekonstrüksiyonları:


"Tutkallanmış" Ara Form!



Archaeoraptor, kanatlanmis uçmak üzereyken resmedilmis hayali bir tüylü dinozordur. Tanitilmasindan iki yil sonra fosilin, kus ve dinozor fosillerinin yapistirilmasiyla olusturuldugu anlasilmis ve Archaeoraptor bir bilim sahtekarligi olarak literatüre geçmistir.

National Geographic dergisi, 1999 Kasim sayisinda, asagidaki dino-kus rekonstrüksiyonlarini yayinladi. Bunlar, kanatlanip uçmak üzere olduklari izlenimi vermek maksatli üretilmis tüylü dinozorlarin resim ve maketleriydi. Dergi, bu göz boyayici resimlerin esliginde kuslarin dinozorlardan sözde evriminin kanitlarinin bulundugunu tüm dünyaya sansasyonel bir sekilde ilan etti. çizimlerin kaynagi, çin'de ele geçirilen bir fosildi. Ancak iki yil sonra fosille ilgili çarpici bir gerçek ortaya çikti. Bu çizimlere ilham kaynagi olan Archaeoraptor isimli fosil büyük bir bilim sahtekarligi ürünüydü. Fosil, kus ve dinozor fosillerinin "tutkallanmasiyla" olusturulmustu.


ABD'deki ünlü Smitsonian Enstitüsü'nün kuslarla ilgili bölüm baskani olan Dr. Storrs L. Olson, bu fosilin sahte olduguna dair daha önceden National Geographic'i uyardigini, ancak dergi yönetiminin bunu tamamen gözardi ettigini açikladi.136 Olson, USA Today gazetesine yaptigi açiklamada ise, "Problem su ki, fosilin sahte oldugu belli bir asamada National Geographic tarafindan da anlasilmisti, ama bu bilgi açiklanmadi" diyordu.137 Yani National Geographic, tüm dünyaya büyük evrim delili olarak gösterdigi fosilin sahte oldugunu anlamasina ragmen, aldatmacayi sürdürmüstü.


Sonuç:


Rekonstrüksiyonlar Evrim Teorisinin Bir Aldatmaca Olduğunun Delillerindendir
Evrim teorisini desteklemek ugruna yapilan tüm bu bilimsel sahtekarliklar ya da ön yargili degerlendirmeler, bu teorinin bilimsel bir açiklamadan ziyade, bir tür ideoloji oldugunu açikça göstermektedir. Bu ideolojinin fanatik taraftarlari, evrimi her ne pahasina olursa olsun ispatlama çabasi içindedirler. Ya da teoriye o denli dogmatik bir biçimde baglanmislardir ki, ellerine geçen her bulguyu, evrimle hiçbir ilgisi olmasa da, teorinin büyük bir kaniti olarak algilamaktadirlar. Bu kuskusuz bilim adina düsündürücü bir tablodur; çünkü bilim dünyasinin temelsiz bir dogma ugruna yanlis yönlendirildigini gösterir.
Oysa bilimin gösterdigi önemli bir gerçek vardir. Canlilar yaratilmislardir. Yeryüzünde, en mükemmel yapilari, özellikleri ve davranislariyla birlikte bir anda, Yüce Allah'in "Ol" emri ile var olmuslardir. Bilim adamlarinin canlilar üzerinde tespit ettikleri her incelik, her güzellik, bu önemli gerçegi açikça sergilemektedir. Bu gerçek, evrimcilerin sahtekarliklari ile, yalan ve hile üzerine kurulu delilleriyle, kesin olarak örtbas edilemez. Evrimci sahtekarliklar eninde sonunda ortaya çikacak ve evrim savunuculari için birer utanç vesilesi olmaya devam edecektir.


Andolsun, daha önce onlar fitne aramislardi. Ve sana karsi birtakim isler çevirmislerdi. Sonunda onlar, istemedikleri halde hak geldi ve Allah'in emri ortaya çikip-üstünlük sagladi.(Tevbe Suresi, 48)

Primatlardaki Ortak Yapilar Evrim Kanıtı Değildir


Lemur

Primatlar anatomik özellikleri açisindan agaçta yasamalarini mümkün kilan yapilara göre gruplanirlar. Evrimciler ise bu gruplamalari kendi ön yargilarina göre evrim çagristiracak terimlerle etiketlerler. Sempanze, goril ve orangutan gibi iri maymunlarin evrimcilerce 'gelismis' primatlar; daha küçük olanlarin örnegin lemurun ise 'asagi' primatlar grubuna dahil edilmesinin mantigi budur. Primatlarla ilgili, 'öncül', 'asagi', 'gelismis' yorumlari sadece evrimci ön yargilarin bir ürünüdür. Evrimciler bu tip evrim çagristirmayi amaçlayan kelimeler kullanarak primat gruplari arasinda bir soy bagi bulundugu izlenimi vermekle de bir aldatmaca ortaya koyarlar. Oysa evrimcilerin elinde böyle bir soy baginin bulunduguna dair hiçbir bilimsel kanit bulunmamaktadir.

 


Bu durum sadece evrimcilerin "gelismis primatlar" olarak nitelendirdikleri canlilarin degil, genel olarak tüm primatlarin kökeniyle ilgili olarak böyledir. Evrimciler primatlarin kökeni konusunda tam anlamiyla karanliktadirlar. Fiziksel antropoloji profesörü A. J. Kelso'nun su sözleri bu durumun açik göstergelerindendir:


"Böcekçilden primata geçis, fosillerle belgelendirilmemistir. Geçisle ilgili bilginin temeli, yasayan formlara bakilarak yapilan çikarimlardir."138
Evrimci paleoantropolog Elwyn Simons bu konuda söyle der:


"Son bulgulara ragmen, primatlarin kökeninin yeri ve zamani sir içinde gizli kalmaya devam etmektedir."139
Bu yüzden evrimci yayinlarda primatlarin anatomik özelliklerine bakilarak bunlarin 'öncül', 'gelismis', 'asagi' gibi ifadelerle yorumlanmasi, ön yargilarin bir sonucudur ve yanilticidir.
Primatlarla ilgili olarak bazi evrimcilerce ortaya konan bir baska yaniltici yorum daha vardir. Bu kisiler primatlarin kendi içlerinde agaca tirmanmayi mümkün kilan anatomik özelliklere göre, hiyerarsik olarak gruplanabilir olmalarini evrim iddialarina bir dayanak olarak öne sürmektedirler. Burada açikça görülen bir mantik bozuklugu söz konusudur.

 

Bilindigi gibi deniz, kara ve hava tasitlari da kendi içlerinde, belli teknik özellikler açisindan daha alt gruplara ayrilabilir. Ancak bu durum onlarin birbirlerinden evrimlestigini göstermez.
Nitekim önde gelen bir evrimci ve Oxford üniversitesi zoologu Matt Ridley, New Scientist dergisinde yayinlanan bir makalesinde bu yorumun evrim lehinde bir iddia olarak kullanilamayacagini kabul etmistir:


"Türlerin hiyerarsik olarak genuslara, ailelere ve bu sekilde baska kategorilere siniflandirilabilir olmasi evrim lehinde bir argüman degildir. Herhangi bir obje grubunu, varyasyonlari evrimsel olsun ya da olmasin hiyerarsik olarak siniflamak mümkündür."140
Kisacasi primatlarla ilgili olarak yapilan evrimci yorumlar, hiçbir fosil kaydina dayanmayan, tümüyle hayali yorumlardan ibarettir.


Farkli türlere ait canli varliklarin ortak özelliklere sahip olmalari, bir yaratilis harikasidir. Her birinde göze çarpan ortak ve mükemmel yaratilisi gösterir. Primatlari, sahip olduklari tüm anatomik özelliklerle birlikte yaratan, tüm varliklarin Yaraticisi olan Yüce Allah'tir. Bir ayette söyle buyrulmaktadir:


De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tir." De ki: "öyleyse, O'nu birakip kendilerine bile yarar da, zarar da saglamaya güç yetiremeyen birtakim veliler mi (tanrilar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) esit olabilir mi? Veya karanliklarla nur esit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratmasi gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzesti? De ki: "Allah, herseyin Yaraticisidir ve O, tektir, kahredici olandir." (Rad Suresi, 16)


Aegyptopithecus ve Eosimias Hakkinda Zorlama Yorumlar



Aegyptopithecus fosili üzerinde yapilan yorumlarin hiçbir bilimsel kaniti bulunmamaktadir. Bu canlinin primatlarin atasi oldugu fikri yalnizca evrimci spekülasyonlara dayanmaktadir ve evrimciler bile bu konuda fikir birligi içinde degildirler.

Primatlarin sözde evrimsel kökenleri fosil kayitlarinda açikça yalanlanmaktadir. Memelilerin tüm gruplarinda oldugu gibi, primatlar da fosil tabakalarinda aniden ve kusursuz yapilariyla ortaya çikarlar. Evrimcilerin, içinde bulunduklari bu çaresiz durumda, gelismis primatlarin kökeni alaninda özellikle Aegyptopithecus ile Eosimias fosillerine sarildiklari ve bunlari spekülasyon malzemesi yaptiklari görülmektedir. Bu fosiller asagida sirasiyla ele alinmakta ve bunlar üzerindeki evrimci yorumlarin ne denli zorlama oldugu gösterilmektedir.

 

 

 

Aegyptopithecus Hakkindaki Zorlama Yorumlar
33 milyon yil önce yasamis, uzun kuyruklu ve kedi ebatlarinda, agaçlarda yasayan bir canliya ait oldugu belirlenen fosil, 1965 yilinda Misir'in Fayum bölgesinde ele geçirilmistir. Kimi evrimciler bu bulgunun, gelismis primatlarin Afrika'da evrimlesmis oldugu tezini pekistirdigini öne sürmektedir.
Fayum'da ortaya çikarilan fosillerin gelismis primatlarin atasi olduklari fikri, tam anlamiyla dayanaksizdir ve evrimciler arasinda bu konuda bir fikir birligi bile yoktur. Taninmis evrimci paleoantropolog David Pilbeam, Aegyptopithecus ile günümüz gelismis maymunlari arasinda benzerlik kurulamayacagini su sözlerle ifade etmistir:


"Aegyptopithecus 'la ilgili durum su ki, bu o kadar [sözde evrimsel olarak] ilkel bir hayvan ki bununla, günümüzde yasamakta olan maymunlar veya kuyruksuz maymunlar arasinda benzerlikler kurulmasi gerçekçi olmayan bir yaklasimdir".141 (vurgu bize ait)


Ayni gerçek, "Fiziksel Antropoloji Kavramlari Sözlügü" isimli kitapta söyle açiklanmaktadir:
"[Aegyptopithecus ile ilgili] tartismalar devam etti, ama daha sonraki kesifler birçok arastirmaciyi, propliopithecid ailesinin [Aegyptopithecus 'un dahil oldugu aile], günümüzde varligini koruyan hominoidlerle [insanlari, hominidleri, maymunlari ve kuyruksuz maymunlari içine alan kategori] arasinda bir baglanti kurulamayacak kadar ilkel olduguna ikna etti."142

 



Yukaridaki kafataslari farkli maymun türlerine aittir. Ancak Darwinistler, bu farkli kafataslarini kendi hayal güçlerine uygun sekilde yorumlayarak evrimin bir kaniti gibi sunarlar. Oysa bu sahte deliller bilimsel olarak evrim teorisine hiçbir kanit saglamamakta, evrimin bilimsel delillere degil, sahtekarliga dayali bir teori oldugunu göstermektedir.

Aegyptopithecus, diger tüm canlilar gibi kusursuz bir yaratilis ortaya koyar. Koyu bir Darwinist olan felsefe profesörü Daniel Dennet'in da itiraf ettigi gibi, bir hücre dahi mühendislerin üretme kapasitesinin çok ötesinde mekanizmalara sahiptir.143 Yukaridaki iki alintida geçen 'ilkellik' kavrami da, evrimcilerin kendi ön yargilarina göre gelistirdikleri yorumlama seklinden ibarettir. Aegyptopithecus, gelismis primatlarin atasi olarak 'yorumlanabilecek' karakteristiklere sahip degildir. Evrimciler bu durumu itiraf etmekle beraber, canlilarin basitten komplekse dogru asamalarla evrimlestigi dogmasina bagli kalmakta; primatlarin evrimi hikayesinde atasal konuma yerlestiremedikleri bu canlinin anatomisini 'ilkel' olarak nitelendirmektedirler. Oysa bu yapi evrim teorisiyle kesinlikle açiklanamayacak olaganüstü komplekslikler barindirmaktadir. Kisacasi burada Aegyptopithecus'un biyolojisiyle ilgili bir gerçek degil, evrimci bakis açisina göre yapilan bir yorum söz konusudur.


Aegyptopithecus, insanin evrimi senaryosuna hiçbir destek olusturmamaktadir. Kenneth F. Weaver imzasiyla National Geographic dergisinde yayinlanan bir makalede, Aegyptopithecus'un "insanin atasi" denilebilecek bir konuma yerlestirilmesinin mümkün olmadigi söyle itiraf edilmistir:


"33 milyon yillik Aegyptopithecus ile dört milyon yillik Australopithecus'u(*) büyük bir gizem körfezi ayiriyor. Aradaki formlar için adaylar arasinda, Kenya'da ele geçirilen ve Proconsul ve Kenyapithecus olarak bilinen fosiller ile Pakistan, çin ve Kenya'da ele geçirilen Ramapithecus ve Sivapithecus, ve Avrupa'da ele geçirilen Rudapithecus ve Dryopithecus yer aliyor. Bu maymunumsu canlilar 8 ila 20 milyon yil önceki dönem içinde çesitli zamanlarda yasadilar.


Yoğun tartismalar ve spekülasyona rağmen, bu primatlarin hiçbiri bir türlü insanin atasi olarak kabul görmedi. Miyosen olarak bilinen uzun jeolojik dönem (24 ila 5 milyon yil önce), daha fazla fosil -ve daha eksiksiz örnekler- bulunmadikça hominid evriminde büyük ölçüde karanlikta kalan bir bölüm olmayi sürdürecek."144 (vurgu bize ait)


Açikça anlasildigi gibi, Aegyptopithecus baska fosillerle kurulmus olan bir evrimsel seriye degil, evrimcilerin zihninde var olan senaryoya oturtuldugu için evrimci spekülasyonlarin konusu olmaktadir. Bilim dergisi Nature'in editörü Henry Gee, In Search of Deep Time isimli kitabinda evrimcilerin sik sik ortaya koydugu bu ön yargili tutumu su sözlerle itiraf etmektedir:


"Yeni fosil bulgulari, önceden var olan hikayeye uydurulur. Sanki atalar-nesiller zinciri, bizim gerçekten düsünmemiz gereken bir amaçmis gibi biz bu yeni bulgulara 'kayip halkalar' deriz; aslinda gerçek farklidir: bunlar insan ön yargilariyla uyumlu olmalari için sekillendirilen, gerçegin ardindan yaratilan, tamamen insan icadi olan seylerdir."145 "…Su anda bize üstünlük saglayan konumumuzdan bakarak, fosilleri kendimizde gördüklerimizin yavas yavas kazanildigini yansitan bir sekilde ayarlariz. Dogruyu aramayiz, kendi önyargilarimiza uymasi için, onu gerçegin ardindan yaratiriz."146
(*)Australopithecus: Insanin sözde yakin evrimsel atasi. Bu canliyla ilgili evrimci iddialarin geçersizligi için bkz. Australopithecus'un Insan Evrimi Iddialarinda Kullanilmasi Niçin Anlamsizdir? bölümü.


Eosimias Hakkindaki Zorlama Yorumlar



Eosimias 'a atfedilen alt çene

"Gelismis primatlar" olarak adlandirilan canlilarin cografi kökeniyle ilgili Asya'dan çikis tezi, paleontolog Chris Beard'in 45 milyon yillik Eosimias bulgusu etrafinda ele alinmaktadir. Eosimias su bulgulara dayanilarak tanimlanmis bir türdür: 1993 yilinda ele geçirilen bir alt çene kemigi ve üç dis; 1996 yilinda ele geçirilen ve disleri neredeyse eksiksiz olan bir çene ve 2000 yilinda ele geçirilen ve pirinç tanesi ebadindaki bilek kemikleri.
Chris Beard Eosimias'i, gelismis primatlarin Asya'da evrimlesmis oldugu hikayesine dayanak olarak göstermektedir.

 

Ancak yazida da belirtildigi gibi, evrimciler arasinda, bu fosilin gelismis bir primata (antropoide) ait olup olmadigi üzerinde dahi uzlasma saglanamamistir. Science dergisinde 1999 yilinda yayinlanan bir makalede Eosimias ile ilgili tartismali durum su sözlerle ifade edilmistir:



Eosimias (Time dergisi,
27 Mart 2000)

Eosimias'in sistematik pozisyonu [hayali evrim agacindaki konumu] tartisilmaktadir. Bazilari bunu antropoidlere uzanan hayali evrimsel soyun temelinde, bazilari ise tersierlerle ilintili olarak yorumlamaktadir. Bazilari ise bunun antropoid bile olmadigini yazmistir.147 (vurgu bize ait)
Soldaki resimde, 2000 yilinda tanimlanan ve Eosimias'a atfedilen ayak bilegi kemikleri görünmektedir. Normalde bu kemiklerin Eosimias'a ait oldugunu gösterebilecek hiçbir objektif kriter bulunmamaktadir. Bu iki küçücük kemik, Eosimias'a ait diger kemiklerin önceden ele geçirildigi bölgede ortaya çikarilmis olduklari için, evrimcilerce Eosimias'a atfedilmektedir. Evrimciler, 45 milyon yil önce orada baska canlilarin da yasamis oldugu gerçegini göz ardi etmektedirler.

 


Beard, her ne kadar Eosimias'i bilim dünyasina kabul ettirmek ve gelismis primatlarin Asya'da evrimlestigi tezine destek saglamak için yogun bir çaba harciyor olsa da, savundugu evrimci görüsün bilimsel olarak delillendirilemeyeceginin de farkindadir.


Nitekim evrimci anatomist Lord Solly Zuckerman'in bu konudaki su sözleri de dikkat çekicidir:
"Belirttigim gibi, fosil primat arastirmacilarinin konularinin mantiksal kisitlamalari dahilinde çalisirken pek de dikkatli davranmis olduklari söylenemez. Fosil kaydi o kadar sasirticidir ki bu alanda bilimsel olan fazla birseyin bulunup bulunmayacagini sormak yerinde bir davranis olacaktir."148


Sonuç:


Günümüzde yasamakta olan primat türlerinin sayisi 240'i bulmaktadir. Evrim teorisi, canlilarin birbirlerinden küçük degisimlerle kademeli olarak evrimlestigini ve bu hayali sürecin milyonlarca yil sürdügünü iddia eder. Buna göre, fosil kayitlarinin gelismis primatlara dogru evrimlesme gösteren çok sayida ara form olusturan canlinin fosiliyle dolu olmasi gerekir. Ancak yukarida ortaya kondugu gibi, fosil kayitlarinda böyle bir evrimin izlerinden eser bulunmamaktadir. Inançlarini fiziksel kanitlarla delillendiremeyen evrimciler, evrimin iddialarina metafizik bir baglilik göstermeyi sürdürmektedirler.

Körelmiş Organ Propagandasının Geçersizliği

19. yüzyilda Darwin tarafindan ortaya atilan, sonra onun teorisini savunanlar tarafindan gelistirilen "körelmis organlar" tezi, aslinda çoktan çürümüstür. Baslangiçta bilim adamlarinin, "islevi yok" dedikleri organlarin islevleri sonradan kesfedilmis ve tüm bu "körelmis organlar" hikayesinin evrim teorisi için kanit olusturmadigi bazi evrimciler tarafindan bile itiraf edilmistir.

 

Körelmiş Organlar Hurafesinin Yükseliş ve Çöküşü
Körelmis organlar hikayesi, Darwin'le basladi. Darwin, Türlerin Kökeni adli kitabinda "fonksiyonlarini yitirmis ve fonksiyonlari azalmis" organlardan söz etti. "Ilkel" kelimesiyle tanimladigi bu organlari bir kelimenin içinde yazilan, ama okunmadigi için etkisi olmayan harflere benzetti.149


Ama bu Darwinizm'in diger iddialari gibi, o dönemin ilkel bilim düzeyinden güç bulan bir hurafeydi. Bilim ilerledikçe, Darwin'in ve onu izleyenlerin "körelmis" saydiklari bu organlarin gerçekte önemli fonksiyonlara sahip olduklari yavas yavas ortaya çikti. "Fonksiyonsuz" denen organlar, aslinda "fonksiyonu henüz tespit edilememis" organlardi. Fonksiyonlari tespit edildikçe, evrimciler tarafindan sayilan uzun "körelmis organlar" listesi de giderek küçüldü. Alman anatomist R. Wiedersheim tarafindan 1895 yilinda ortaya atilan "körelmis insan organlari" listesi, appendiks, kuyruk sokumu kemigi gibi yaklasik 100 organi içeriyordu. Bilim ilerledikçe, Wiedersheim'in listesindeki organlarin hepsinin vücutta çok önemli islevlere sahip olduklari ortaya çikti.


Nitekim bugün pek çok evrimci, "körelmis organlar" hikayesinin cehaletten kaynaklanan bir argüman oldugunu kabul etmis durumdadir. Evrimci biyolog S. R. Scadding Evolutionary Theory (Evrimsel Teori) dergisinde yazdigi "Körelmis Organlar Evrime Delil Olusturur mu?" baslikli makalesinde bu gerçegi söyle ifade eder:


"(Biyoloji hakkindaki) bilgimiz arttikça, körelmis organlar listesi de giderek küçüldü... Bir organin islevsiz oldugunu tespit etmek mümkün olmadigina ve zaten körelmis organlar iddiasi bilimsel bir özellik tasimadigina göre, "körelmis organlar"in evrim teorisi lehinde herhangi bir kanit olusturamayacagi sonucuna variyorum."150


Bilim Karşısında Çökmüs Akıl Dışı Bir Teori



Hücrenin içindeki mitokondri, bir petrol rafinerisinden çok daha komplekstir. Bu kompleks sistemin sagladigi üstün enerjiiyi, atomlarin adeta bilinçli sekilde üretmeleri, kuskusuz ki tesadüflerle açiklanamaz.

Körelmis organlar iddiasi herhangi bir bilimsel veriye dayanmadigi gibi mantik sinirlari dahilinde de degerlendirilemez. örnegin tirnaklarimizin varligini sözde vahsi oldugumuz dönemlerden kalma 'ilkel yirtici bir özellik' diye tanimlayamayiz. Böyle bir yaklasim evrimcilerin insani önyargi ile degerlendirmesinden kaynaklanmaktadir. Evrimcilere göre, vücudumuzdaki çogu ayrinti gereksizdir; saçlar, kulak memesi, kaslar ve küçük parmaklar gibi uzuvlar olmamalidir. Böyle bir listeyi 1000 maddeye kadar çikarabilirsiniz. Ancak bu uzun liste bilimsel temellere dayanmadan, yalnizca kisinin kendi önyargilari ve bakis açisi ile sekillenecektir.

 


Ayrica unutulmamalidir ki bunlar evrim teorisine hiçbir sekilde destek saglayamaz. Çünkü evrim her yönüyle, Allah'in essiz yaratisina dair deliller karsisinda zaten çökmüs bulunmaktadir. Sayisiz iman delilinden birkaç örnek bile Allah'in kusursuz yaratisini göstermek için yeterlidir:


* Aminoasitlerin tesadüfen dogru siralamayla dizilerek proteinleri olusturmalari, sonra da bir hücre meydana getirmeleri matematiksel olarak imkansizdir. Tek bir proteinin bile tesadüfen olusmasini açiklayamayan evrim teorisi, hücrenin ve daha kompleks yapilarin nasil meydana geldigini asla açiklayamaz.

* Milimetrenin 100'de biri büyüklügünde olan hücrelerimizin içindeki "mitokondri" isimli enerji santrali, bir petrol rafinerisinden ya da bir hidroelektrik santralinden daha komplekstir. Binlerce mühendisin, teknik uzmanin, isçinin, tasarimcinin bir araya gelerek, en yüksek teknolojiyi kullanarak sagladiklari enerjiyi, belirli sayida atomun kendi baslarina üretebilmeleri tesadüflerle açiklanamaz.
* Insanin tek bir hücresinin çekirdegdeki DNA molekülünde bir milyon ansiklopedi sayfasini dolduracak büyüklükte, hassas siralamasi ile anlam kazanan bir bilgi deposu bulunur. DNA kör tesadüflerin ürünü olamaz.
* Bazi genler digerleri üzerinde kontrol yetkisine sahiptir. Genler arasindaki hiyerarsik düzen evrimin hayali tesadüf mantigi ile olusamayacak kadar komplekstir.
* Bitki olsun, hayvan olsun, canlilardaki kusursuz ve olaganüstü yapilar, onlarin tesadüflerin eseri olmadiklarini, bir anda eksiksiz olarak yaratildiklarini açikça gösterir.


* Beyin yaklasik 100 milyar sinir hücresinden olusur. Bu hücreler arasindaki sinapslarin sayisinin ise 1 katrilyon oldugu tahmin edilmektedir. Tesadüflerin, hayranlik uyandiracak bir iletisim agi kuracak sekilde sinir hücrelerini organize etmeleri kesinlikle imkansizdir.
* Bakteri kamçisi, bazi bakteriler tarafindan sivi bir ortamda hareket edebilmek için kullanilir ve yaklasik 240 ayri proteinin bir araya gelerek bir motor seklinde çalismasi ile fonksiyon görür. Bakteri kamçisinin ve bunun gibi dogadaki sayisiz indirgenemez komplekslikteki yapinin ilk var oldugu andan itibaren eksiksiz olarak islemesi gerekmektedir. Bu gerçek evrim teorisinin "kademe kademe gelisim" iddiasini tek basina çürütmeye yeterlidir.


* Savunma sistemi hücrelerinin yabanci antijenleri tanimalari ve onlara karsi "antikor" adi verilen maddeler üreterek onlari yok etmeye çalismalari evrimle açiklanamaz.
* Pihtilasma bir dizi enzimin sirayla kimyasal tepkimelere girerek bir digerini aktive etmesi ile ortaya çikan hayati bir olaydir. Bu atom yiginlarinin böylesine bir suur göstermesi ise kuskusuz çok büyük bir mucizedir ve hiçbir sekilde rastlantilara dayali bir sürecin ürünü olamaz.


Buraya kadar sayilan maddelerin her biri tek basina canliliktaki üstün yaratilisi görmemiz için yeterlidir. Insan hiçbir bilgisi olmasa da bu hakikatlerden tek birini ögrenerek sonsuz kudret sahibi bir Yaratici'nin varligini görebilir.


Bunlarin yani sira, bir canlinin varligi ancak onu yaratan Allah'in varligini kanitlar. Cansiz ve suursuz atomlarin, moleküllerin bir araya gelip de duyan, koklayan, dokunan ve gören insani meydana getirmesi ancak Allah'in kusursuz yaratisinin delilidir. çünkü koklamayi, duymayi veya görmeyi bilmeyen atomlarin hissetmeyi istemeleri ve bunun için bir araya gelmeleri mümkün olamaz. Madde yigininin aynanin karsisina geçip de kendisini görmesi ya da maddenin baska bir maddeyi tatmasi ve ona dokunmasi evrim mantiginda bir yere oturtulamaz. Bu hisler ancak madde üstü bir yaratilis, yani Allah'in varligi ve kusursuz yaratisi ile açiklanabilir.


Bu gerçeklere ragmen evrim teorisinin hala gündeme getirilmeye çalisilmasinin sebebi ancak bilgi eksikligi olabilir. Bu yüzden evrimin geçersizligi konusunda toplumu bilgilendirmek görevi büyük önem kazanmaktadir. Simdi, bazi evrimcilerin zaman zaman yeniden canlandirmaya çalistigi bu hurafenin içyüzünü, 'körelmis" dedikleri organ ve dokularin islevlerini ele alarak daha detayli sekilde inceleyelim.


Apendiksin Önemli Işlevleri


Evrimciler, kalin bagirsagin baslangicinda bulunan apendiksi islevsiz bir organ olarak göstermeye çalismaktadirlar. Nitekim bu doku, eskiden beri süregelen en ünlü "körelmis organ" iddiasidir. Oysa bu yarginin sadece bilgisizlikten dogdugu anlasilmis durumdadir. Apendiksin bazi insanlarda enfeksiyon kapip tehlikeli hale gelebildigi dogrudur; ama bu dokunun saglikli insanlarin tümünde önemli islevleri vardir. Bu gerçek, bilimsel bir makalede, çesitli temel anatomi kaynaklari referans verilerek söyle açiklanir:
"Apendiksin mikroskobik düzeyde incelenmesi, bunun oldukça önemli oranda lenf dokusu içerdigini göstermektedir.

 

Benzer lenf dokusu birikimleri (ki bunlara GALT, yani sindirim sistemiyle iliskili lenf dokulari denir) bagirsak sisteminin diger alanlarinda da görülür. Bunlar, vücudun yutulan maddelerdeki yabanci antijenleri tanima yetenegiyle ilgilidirler. Benim kendi arastirmam, özellikle, bagirsagin bagisiklik fonksiyonlari üzerine yogunlasmistir.


Tavsanlarda yapilan deneyler yeni dogan bireylerde apendiksin ameliyat edilmesinin mukozal bagisiklik gelisimine zarar verdigini göstermistir. Tavsan apendiksi üzerine yapilan morfolojik ve fonksiyonel çalismalar ise, apendiksin, memelilerdeki hava keseciklerine denk oldugunu göstermektedir. Bu kesecikler, kuslardaki sivisal bagisikligin gelisiminde kritik bir rol oynamaktadir.


Tavsan ve insan apendiksinin mikroskobik ve mikrobagisiksal benzerlikleri, insandaki apendiksin tavsandakine benzer bir görevi oldugunu göstermektedir. Insan apendiksi özellikle yasamin erken dönemlerinde çok önemlidir, çünkü dogumdan kisa bir süre sonra büyük gelisim geçirmekte, sonra yas ilerledikçe gerilemektedir, ta ki sindirim sistemi organlarina, ince bagirsaktaki Peyer plaklari gibi diger bazi kisimlarina benzeyene kadar. Bu yeni çalismalar, insan apendiksinin, bir zamanlar iddia edildigi gibi zamanla küçülmüs ve faydasini kaybetmis bir organ olmadigini göstermektedir."151


Tüm zamanlarin en ünlü "körelmis organi" olarak lanse edilen apendiksin körelmis sanilmasinin nedeni, Darwin ve taraftarlarinin dönemin ilkel bilim düzeyine dayanan dogmatizmleriydi. Dönemin ilkel mikroskoplari altinda apendiksin lenf dokusu gözükmüyordu; onlar da yapisini anlayamadiklari dokuyu kendi teorileri geregince "fonksiyonsuz" saymislar ve körelmis organlar listesine dahil etmislerdi. Ayni durum, diger sözde körelmis organlar için de geçerlidir.


20 Yas Dişi
Evrimciler, 20 yas disi olarak da bilinen üçüncü azi dislerini "körelmis organ" sayarak, klasiklesmis bir evrimci yanilgiyi daha tekrar etmektedirler.



Son yillar içinde yapilan bazi arastirmalar, yirmi yas disinin çigneme fonksiyonunu üstlenmede, diger dislerden hiçbir farkinin olmadigini göstermistir. Darwinistlerin bir "körelmis organ" aldatmacasi daha bu gerçekle ortaya çikmis bulunmaktadir.

Bu yaygin bir yanilgidir. 20 yas disinin islevsiz oldugu yönündeki evrimci telkinden etkilenen birçok hekim, günlük pratikleri içinde diger dislerin olusturdugu problemlere daha ilimli yaklasim göstererek, bu disleri korumaya çalisirken, 20 yas disinin çekilmesini adeta rutin hale getirmislerdir. Oysa son yillar içinde yapilan bazi arastirmalar bu disin çigneme fonksiyonunu üstlenmede diger dislerden hiçbir farkinin olmadigini göstermistir.152 Bu disin diger dislerin yerlesimini bozdugu yönündeki inanisin da temelsiz oldugunu gösteren çalismalar yapilmistir.153 20 yas disinde rastlanan ve ilaç uygulamalariyla çözülebilecek problemlerde, bu disin çikarilmasi yoluna gidilmemesi konusunda da bilimsel elestiriler yayinlanmistir.154


Sonuçta, 20 yas disinin "yararsiz" oldugu yönündeki inancin hiçbir bilimsel temele dayanmadigi ve bu disin çigneme fonksiyonunda diger disler gibi islev gördügü, bugün tip dünyasinin ortak görüsüdür.


Peki söz konusu disin azimsanmayacak sayida insanda rahatsizlik olusturmasinin sebebi nedir? Bu konuyu arastiran bilim adamlari, 20 yas disi sorunlarinin çesitli dönemlerde yasamis insan topluluklarina göre farkliliklar gösterdigini saptadilar. özellikle sanayi öncesi toplumlarda bu probleme çok az rastlandigi anlasildi. Bunun nedeni olarak da özellikle son birkaç yüzyillik dönem içinde sert besin maddeleri yerine daha yumusak besin maddelerinin tercih edilmesinin çene gelisimini olumsuz etkiledigi görüldü. Dolayisiyla 20 yas disi problemlerinin de çogunlukla, beslenme aliskanliklardan dogan çene gelisimi sorunlariyla ilgili olarak ortaya çiktigi tespit edildi.


Toplumlarin besin tercihlerindeki benzeri degisikliklerin diger disler üzerinde de olumsuz etkisi bilinmektedir. örnegin son yüzyil içinde sekerli ve asitli yiyeceklerin tercih edilir olmasi, diger dislerdeki çürüme oran ve hizini artirmistir. Ancak elbette bu durum dislerimizin yararsiz ve körelmis organlar oldugu gibi bir sonucu akillara getirmez. Ayni durum 20 yas disi için de geçerlidir. Bu disle ilgili sorunlar, herhangi bir evrimsel "körelme"den degil, günümüz insanlarinin beslenme aliskanliklarindan kaynaklanmaktadir.


"Üçüncü Göz Kapağı" ve Kulak Hakkındaki Yorumlar



Göz pinarlari, Darwin tarafindan körelmis organ olarak gösterilmis ve "gözdeki Darwin noktasi" olarak anilmistir. Ancak daha sonra bu yapinin gözü nemlendiren yagli bir sivi salgiladigi ve bunun gözün yabanci cisimlerden korunmasinda önemli bir rol üstlendigi ortaya çikmistir. Böylelikle, Darwinizm'in sahte iddialarindan biri daha bilimsel olarak çürütülmüstür.

"Üçüncü göz kapağı" isimli doku, insan gözünün burna yakin uçlarinda bulunan kirmizi renkli göz pinarlaridir. Bu doku Darwin tarafindan "körelmis organ" olarak gösterilmistir ve bu nedenle kimi zaman "gözdeki Darwin noktasi" olarak da anilir.
Ancak bilimsel adi plica semilunaris olan bu "yarim ay" seklindeki doku, Darwin'in sandigi gibi sürüngenlerden miras kalan islevsiz bir parça degildir. Arastirmalar plica semilunaris'in gözü nemlendiren yagli bir sivi salgiladigini ve bunun gözün yabanci cisimlerden korunmasinda önemli bir rol üstlendigini göstermektedir.155
Dolayisiyla bu dokunun "Darwin noktasi" olarak adlandirilmasi, ancak bu dokuyu körelmis organ sanan Darwin'in ve onu körü körüne izleyen günümüz Darwinistlerinin bilgisizligine ve bagnazligina yönelik bir atif olarak anlam tasiyabilir.
Evrimcilerin insan kulaginin üst kismindaki küçük çikintiyi ve kulaklari hareket ettirmeyi saglayan kaslari "körelmis organ" saymasi da tümüyle spekülatif bir yorumdan ibarettir. Kulagin sahip oldugu sekil ve onun sahip oldugu parçalar, eksiksiz olarak, kulagin isitme görevini yerine getirebilmesi için gerekli olan parçalardir.

 


Kuyruk Sokumu

 


 

 

Evrimciler, omuriligin sonunu olusturan kuyruk sokumu kemiginin de islevsiz oldugunu ileri sürmüslerdir. Bu da çoktan terk edilmis bir yanilgidir. Kuyruk sokumunun, legen kemiginin çevresindeki kemiklere destek sagladigi, bu nedenle, kuyruk sokumu kemigi olmadan rahatça oturabilmenin mümkün olmadigi bugün bilinmektedir. Ayrica bu kemigin pelvis bölgesindeki organlarin ve buradaki çesitli kaslarin da tutunma noktasi oldugu belirlenmistir.

 

 

 

Beşinci Ayak Parmağı

 


Evrimcilerin yorumlarinin ne kadar subjektif ve ciddiyetsiz oldugunun iyi bir örnegi besinci ayak parmagi konusunda yaptiklari yorumda ortaya çikmaktadir. Maymunlarin agaç dallarini kavramak ve yakalamak için tüm ayak parmaklarindan yararlandiklarini, insanlarin ise iki ayaklari üzerine dikildigi zaman dengelerini saglamak için yalnizca büyük bas parmaklarina ihtiyaç duyduklarini iddia ederler.
Sonra bundan hareketle de besinci parmagin "fazla" oldugunu söylemektedirler. Oysa maymunlarin tümü agaç üzerinde yasamaz. Kaldi ki sadece maymunlarin degil, karada yasayan tüm omurgali canlilarin bes parmakli (pentadactyl) ayak yapisi vardir. Dolayisiyla bes parmak yapisinin agaç dallarini kavramakla bir ilgisi yoktur. Bu, karadaki omurgali canlilarin hepsinde bulunan bir "ortak yapi"dir.

 


Vücut Tüyleri ve Erector Pili Kaslari

 


 

 

 

Tüylerin tehlike anlarinda gerilmesini saglayan erector pili kaslarinin ise, saçlarin saglikli bir sekilde kalmasinda önemli bir rol oynadiklari kesfedilmistir. Saç dökülmesi konusunda önemli bir uzman olan John P. Cole, saçlari dökülen insanlarda erector pili kasinin zayiflamasina rastlandigini gösteren çalismalar yapmistir.156 Yani bu kas, saglikli saçlar için gereklidir.

 

 

 

 

Plantaris Kasi

 


Dizin ön kisminda bulunan bu kas, insanlarda aşil tendonuna baglanir. Maymunlarda ise ayak parmaklarini kontrol eder ve maymunlar bu sayede ayaklariyla cisimleri kavrayabilirler. Peki bundan çikan sonuç nedir? Tek sonuç, insan ayaginin bir cisim kavramak için düzenlenmis oldugudur. Bu düzenin evrimle ortaya çiktigini ileri sürmek içinse hiçbir kanıt yoktur. Ayni durum, evrimcilerin sözde körelmis organlar arasinda saydigi avuç içi kası için de geçerlidir.
Bu örneklerle evrimcilerin yaptigi sey, maymundan insana hayali bir anatomik geçis varmis izlenimi vermeye çalismak ve insana dönüsürken maymunlarin bazi özelliklerini kaybettikleri görünümü olusturmaktir.
Kaburga, Boyun Kaburgası ve Köprücük Kası
Evrimcilerin bu kemikler ve kas hakkinda yaptigi yorumlar da birer spekülasyondan ibarettir. Bu yapilar bazi insanlarda olur, bazilarinda olmaz. Irklar arasinda bu gibi küçük kemik ve kas farkliliklari bulundugu bilinen bir seydir. önemli olan, bunlarin hiçbirisinin insanin bir baska canlidan evrimlestigi tezine kanit olusturmamasidir.

 

 

 

"Erkek Rahmi" ve "Dişi Meni Kanalı"


Evrimciler, kadin üreme sisteminde yumurtaliklarin çevresinde bulunan uçlari kapali tüplerin sperm kanali kalintilari oldugunu öne sürmüslerdir. Ayni sekilde erkegin prostat bezinde gelismemis bir disilik organi bulundugunu iddia etmis ve bu kalinti dokularin, sözde evrim sürecinde islevini yitirmis organlara ait olduklarini iddia etmislerdir. Oysa kastedilen dokulari inceledigimizde bunlarin, anne karninda embriyonun gelisimi esnasinda hizmet görmüs ve artik görevleri bitmis, kök dokulara ait kalintilar olduklarini görürüz.
Yetiskin bir insanin organlari embriyo iken sahip oldugu özel dokulardan olusmaya baslar. Ve bu dokular fetal dönemin sonunda tamamen kaybolurken yerlerinde yalnizca bazi kanallar birakirlar. örnegin Wolf kanali kalintilari erkek cinsiyet bezlerine dönüsürken, Müller kanali kadinda rahmi meydana getirir.


Wolf kanali önceleri Wolf cismi iken gebeligin 5-6. haftalarinda üreme bezlerinin gelistigi dokudur. Bu doku kitlesi böbreklerin olgunlasmasi ile birlikte kaybolur. Bu dokudaki küçülme 6. ve 7. haftalarda baslar ve 5. ayin basinda geriye yalnizca kanal ve tüpler kalir. Erkekte Wolf kanallari varligini devam ettirir ve sperm kanalinin farkli bölgelerini meydana getirir (epididim, duktus deferens ve ejakulatuar kanal). Kadinda ise Wolf cisimcigi küçülerek kaybolur ancak yumurtaliklarin karinda tutundugu baglanti dokusunda kör tüpler halinde kalintilari kalir.157 Bebegin anne karnindaki gelisimi sirasindaki hayati görevleri açikça göstermektedir ki, bu tüpler kullanilmayarak islevini yitirmis bir erkek üreme sistemi kalintisi degil, ancak embriyonik döneme ait bir kök doku kalintisidir.


Müller kanallari ise, yine benzer sekilde, embriyonun gelisimi esnasinda kadin üreme organlarina kaynak teskil eden özel bir dokunun kalintilaridir. Kadinda rahim ve dölyolunun gelisip büyüdügü doku fetal dönemde Müller doku kitlesidir. Erkekte ise Müller kanallari küçülerek kaybolur, kalintilarina testislerin üzerinde kesecikler (Morgagni Kesecikleri) halinde rastlanildigi gibi, idrar yolunun (üretra) prostat tabanindaki kismi üzerinde bir kesecik olarak da karsimiza çikar.158 Bu yüzden embriyonik Müller kök dokusu kalintisini islevini yitirmis bir rahim diye tanimlamak dayanaksizdir. Bu keseciklerin, önceleri rahim iken sonra fonksiyonunu yitirmis bir organ kalintisi olarak iddia edilmesi, embriyoloji bilim dalina ait verilerden habersiz olundugu anlamina gelir.


Pyramidalis Kasi


Bu kas için bazi evrimciler "modern insanin yüzde 20'sinde bulunmaz, keseli hayvanlardan kaldigi düsünülüyor" demektedirler. Bu sadece Darwinizm'in ön kabulüne dayali bir fikir yürütmeden ibarettir ve hiçbir bilimsel dayanagi yoktur.


Bu kas ile ilgili iddialar, teorinin geneliyle de çelismektedir. Evrim teorisine göre bile insanin keseli bir atasinin oldugu öne sürülmez. Keseliler, memelilerin üç ana grubundan birini olustururlar. Evrim teorisinin iddiasina göre bundan en az 50-60 milyon yil önce, insanlarin da dahil edildigi plasentalilar grubundan ayrilarak gelismislerdir. Yani ortada insanin bu kasi devralmis olabilecegi bir sözde "keseli ata", evrim teorisine göre bile yer yoktur. Dolayisiyla evrimcilerin bu iddiasi, geçersiz olmasinin yani sira, kendi içinde de çeliskilidir. 


Vomeronasal Organ

 


Insanin bilinen bes duyusu vardir. Ancak bazi bulgular, koku alma duyusunun kendi içinde ikiye ayrildigini göstermektedir. Birincisi, hepimizin bildigi koku algisidir. Varligi az bilinen ve fark edilen ikinci bir koku algisi ise, burnun içinde bulunan ve "vomeronasal organ" denen küçük doku tarafindan algilanan "feromonlar"dir.
Bu konuda evrimcilerin iddiasi ise, bazi hayvanlarin vomeronasal organlarinin bizden çok daha güçlü bir algi düzeyinde olmasina dayanir. Yilanlar ve çesitli sürüngenler vomeronasal algiyi dilleriyle duymaktadirlar ve çesitli memelilerin de burunlari bu konuda güçlüdür. Evrimciler de bizim düsük vomeronasal algi düzeyimizin, "körelmis"likten kaynaklandigini ileri sürerler.

 


Oysa eger daha zayif degil de daha güçlü bir vomeronasal hassasiyete sahip olsaydik, o zaman da "çok iyi evrimlesmisiz" diyeceklerdi. Canlilar arasinda bu gibi karsilastirmalar yapip, çesitli senaryolar üretmek bilimsellikten uzak bir yaklasimdir. Kartallarin gözleri de bizim gözlerimizden çok daha keskindir; ama bu durum bizim kartallardan evrimlesip de bu evrim sirasinda görüsümüzün "köreldigi" gibi bir anlama gelmez.
Gerçekte her canliyi Allah, yasadigi ortamda ihtiyaç duyacagi en ideal duyularla donatmistir. Son derece kompleks yapiya sahip duyu organlari ise, evrimin degil, yaratilisin kanitlaridir.

 



Mü'min erkekler ve mü'min kadinlar birbirlerinin velileridirler. Iyiligi emreder, kötülükten sakindirirlar, namazi dosdogru kilarlar, zekati verirler ve Allah'a ve Resûlü’ne itaat ederler. Iste Allah'in kendilerine rahmet edecegi bunlardir. Süphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
(Tevbe Suresi, 71)
Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
(Tevbe Suresi, 72)

 

Sonuç


Burada evrimcilerin ileri sürdügü sözde "körelmiş organlar"ı kisaca inceledik. Bunlarin ve diger sözde "körelmis organlar"in hepsinin aslinda ya bulunduklari halleriyle ya da embriyolojik gelisim sirasinda belirli fonksiyonlar üstlendikleri bugün belirlenmis durumdadir.
Ilginç olan, evrimcilerin anatomik ve fizyolojik gerçeklere dayanmaksizin bu köhne iddiayi gündeme getirmeleridir. Evrim teorisi bilimin her dalinda oldugu gibi tip alanindaki gelismeler karsisinda da dayanaksiz kalmis ve artik tamamen çökmüstür. Insanin, evrimcilerin iddia ettigi gibi rastlantilarla evrimlesmis bir varlik olmadigi açiktir. Insani da diger tüm canlilari da Allah yaratmistir. Insanin yaratilisiyla ilgili olarak Allah ayetlerde söyle buyurmaktadir:
Andolsun, Biz insani, süzme bir çamurdan yarattik. Sonra onu bir su damlasi olarak, savunmasi saglam bir karar yerine yerlestirdik. Sonra o su damlasini bir alak (embriyo) olarak yarattik; ardindan o alak'i (hücre toplulugu) bir çignem et parçasi olarak yarattik; daha sonra o çignem et parçasini kemik olarak yarattik; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir baska yaratisla onu insa ettik. Yaraticilarin en güzeli olan Allah, ne Yücedir. (Müminun Suresi, 12-14)

 


Bilim Dışı Dogma: Iki Ayaklılığın Evrimi



Lucy isimli fosilin dahil edildiği Austrolophitecus afarensis hakkında medyada sayısız evrimci iddia yer almıştır. Ancak zaman geçtikçe bu canlının iki ayak üstünde durduğu ve alet yapımını öğrenerek gitgide "insanlaştığı" iddiasının asıl-sız olduğu ortaya çıkmıştır. Tüm bilim dünyasının artık itiraf ettiği gerçek, Austrolophitecus afarensis'in, tüm özellikleri ile sıradan bir maymun olduğu yönündedir.

Charles Darwin, Insanin Türeyisi isimli kitabinda insanin maymunlarla ortak bir atadan evrimlestigini öne sürdü. Teoriyi ideolojik olarak sahiplenen evrimciler, Darwin'in varsayimini benimsediler ve bunun dogrulugunu kanitlayacaklari düsüncesiyle veriler toplamaya basladilar. Ancak fosil kayitlari bu varsayimi tam anlamiyla test edebilecekleri miktarda veri saglamadi. Fosiller yetersizdi ancak buna ragmen evrimciler bu fosiller üzerinde bilimsel yorum yapmaktan çekinmediler.
Evrimciler yaptiklari çalismalarda, inançlarini fosillere yogun bir sekilde uyguladilar. Bu süreçte insanin evrimle ortaya çiktigi varsayimi bir dogma olarak iyice yerlesti. üzerinde en çok spekülasyon yapilan konulardan biri ise insana özgü dik yürüyüs oldu. Bunlar arasinda en çok yayginlastirilani, savanlik bir arazide yirticilari gözlemek için dört ayak üzerinde dogrulan hayali bir sempanzenin öyküsüydü.
Bu hayali sempanzenin zamanla iki ayak üzerinde dogruldugu, bu süreçte alet yapimini ögrendigi ve giderek daha iri bir beyin hacmi kazandigi varsayildi. Bir inanç olarak sahiplenilen bu varsayim, hemen her yerde; bilimsel dergilerde, ders kitaplarinda, müzelerde, gazetelerde ve TV'de bir gerçek olarak anlatildi. Ancak zaman geçtikçe senaryoya uydurulamayan kanitlar kritik bir seviyeye eristi ve nihayet efsaneyi ayakta tutan varsayimlar birer birer çökmeye basladi.

 


Insanin evrimi senaryosunda kendisine rol biçilen Australopithecus (ünlü Lucy fosilinin ait oldugu genus) maymunlarinin, insana benzer sekilde yürüyemeyecegini ortaya koyan çalismalar yapildi


1. Lord Zuckerman, kendisi de evrim teorisini benimsemesine ragmen, Australopithecuslarin sadece siradan bir maymun türü olduklari ve kesinlikle dik yürümedikleri sonucuna vardi.159


2. Bu konudaki arastirmalariyla ünlü diger evrimci anatomist Charles E. Oxnard da Australopithecus'un iskelet yapisinin günümüz orangutanlarininkine benzedigi sonucuna vardi.160
3. 1994 yilinda Ingiltere'deki Liverpool üniversitesi'nden Fred Spoor ve ekibi, Australopithecus'un iskeleti ile ilgili kesin bir sonuca varmak için kapsamli bir arastirma yapti. Iskeletlerde, vücudun yere göre konumunu belirleyen "salyangoz" isimli bir organ üzerinde incelemeler yürütüldü.

 

Spoor'un vardigi sonuç, Australopithecus'un insanlarinkine benzer bir yürüyüs sekline sahip olmadigiydi.161


4. 2000 yilinda B. G. Richmond ve D. S. Strait isimli bilim adamlarinin gerçeklestirdigi ve Nature dergisinde yayinlanan bir arastirmada Australopithecuslarin önkol kemikleri incelendi. Karsilastirmali anatomik incelemeler, bu türün günümüzde yasayan ve dört ayak üzerinde yürüyen maymunlarla ayni önkol anatomisine sahip oldugunu gösterdi.162
Eğikle dik arasi bir yürüyüşün biyomekanik olarak verimli olmadığı ortaya çıktı



Darwinistler, "iki ayaklılığa geçiş" masallarıyla ilgili "neden" ve "nasıl" sorularına cevap verememektedirler. Bu geçiş senaryosunu oluşturan öğeler gerçekleri yansıtmamaktadır ve böyle hayali bir dönüşümün bilimsel olarak mümkün olmadığı ispat edilmiş durumdadır.

Iki ayakliligin "asama asama" bir süreçte ortaya çiktigini ileri süren model, evrimin bir asamasinda iki ayaklilikla dört ayaklilik arasinda "karma" bir yürüyüs olmasini zorunlu kilar. Oysa Ingiliz paleoantropolog Robin Crompton, 1996 yilinda bilgisayar yardimiyla yaptigi arastirmalarda bu çesit bir "karma" yürüyüsün imkansiz oldugunu gösterdi. Crompton'un vardigi sonuç suydu: Bir canli ya tam dik, ya da tam dört ayagi üzerinde yürüyebilir.163
Bu ikisinin arasi bir yürüyüs biçimi, enerji kullaniminin asiri derecede artmasi nedeniyle mümkün olmamaktadir. Bu yüzden yari-iki ayakli bir canlinin var olmasi mümkün degildir.
Iki ayak üzerinde yürüyen sempanzeler Darwin'in teorisini çignedi
Liverpool üniversitesi'nden Dr. Robin Crompton, Uganda'nin Bwindi bölgesinde yasayan sempanzelerin iki ayak üzerinde yürüme yetenegine zaten sahip olduklarini kesfetti. Ormanlik bir arazide iki ayak üzerinde yürüyen sempanzeler, savanda dogrulan sempanzenin hikayesiyle açik bir tezat ortaya koyuyordu. Iskoçya'nin The Scotsman gazetesinde 'Iki Ayakli Sempanzeler Darwin'in Teorisini çignedi' basligiyla duyurulan haberde, Crompton'un su yorumuna yer verildi:


"Bu durum, genelde kabul edilen, dört ayagi üzerinde yürüyen sempanzelerden evrimlestigimiz iddiasina aykiri".164
Savanda doğrulan şempanzenin hikayesi bir hayalden ibarettir
Discover dergisinde yayinlanan bir makalesinde, evrimci bilim yazari Carl Zimmer, savanda dogrulan maymunun hikayesinin asilsiz çiktigini su sözlerle ifade etti:


"Atalarimizin iki ayaklilara nasil evrildigi sorusunun cevabi, on yillardir berrak bir sekilde ortada duruyordu. (Southern California üniversitesi Antropoloji Kürsüsü profesörü) Craig Stanford, 'Uzunca zamandir kabul edilen görüs, ormanlardan çikip savanlara hareket ettigimiz veya yüksek otlarin üstünden etrafa bakmak ya da izole agaç gruplarina ulasmak için iki ayakli hale geldigimiz seklindeydi' diyor. Ama son yillarda yeni kanitlar bu senaryoyu kuskulu hale getirmis durumda. 'Uzun zamandir savunulan, zayif bir hominidin ormanin güvencesini birakarak tehlikeli savanlara gittigi ve burada yeni fikirlerle yasayabilmek için ayaga kalktigi fikri güzel bir hikaye, ama büyük olasilikla tamamen hayal ürünü' diyor Stanford. Arastirmacilar eski hominid bölgelerine daha yakindan baktiklarinda, çogu, bu alanlarin aslinda birer savan olmadigi, ama düsük veya yüksek yogunlukta ormanlik araziler oldugu sonucuna varmis durumda."165


Evrimciler, "Nasıl?" sorusuna cevap veremediler


İki ayakliliga geçis senaryosu için, canlilara yeni genler kazandiran, yasamlarini kesintiye ugratmadan onlari gelistirebilen bir mekanizmanin varligi kaçinilmaz önemdeydi. Böyle bir mekanizma önerilmeden ve bunun evrimlestirici gücü deneylerle kanitlanmadan, iki ayakliliga geçis inanci, bir kurbaganin prense dönüsebilecegi masalina inanmakla esdegerdi. Evrimciler bu amaçla rastlantisal mutasyonlari, DNA'nin hassas diziliminde meydana gelen tesadüfi degisimleri önerdiler. Ancak sayisiz deney, kademeli veya siçramali olsun, mutasyonlara dayali bir gelisim senaryosunu destekleyici hiçbir sonuç saglamadi.
Paris üniversitesi profesörlerinden matematikçi ve doktor Marcel-Paul Schützenberger, iki ayaklilik da dahil olmak üzere insan ve sempanze arasindaki farkliliklarin evrimle açiklanamadigini su sözlerle itiraf etti:

 


"Kademeli gelisimciler ve siçramali evrimi savunanlar, insani [sözde evrimle] gelismis primatlardan ayıran su birkaç biyolojik sistemin bir ölçüde es zamanli sekilde ortaya çikisini açiklamada tamamen yetersizdirler: Legen kemiginin degisiminin eslik ettigi iki ayaklilik ve süphesiz beyincik, parmak uçlarina özellikle hassas bir dokunma duyusu veren, çok daha becerikli eller; fonasyona (ses çikarmaya) izin veren yutaktaki degisimler; merkezi sinir sisteminin özellikle temporal lobu seviyesinde, özellikle lisani tanimaya izin veren degisimler. Embriyo olusumu açisindan bu anatomik sistemler birbirlerinden tamamen farklidirlar'.166
Karsilastirmali anatomi bulgulari, söz konusu iddianin, evrimcilerin gerçek olmasini çok istedikleri bir 'illüzyon' oldugunu ortaya koydu


Washington üniversitesi anatomisti Bernard Wood, insanin evrimi senaryosuna atfedilen fosiller üzerinde yillarca çalismis, bunlari çesitli anatomik kriterler açisindan defalarca ölçüp karsilastirmis bir uzmandir. Wood yillarca süren çalismalarinda, herhangi bir anatomik kriter açisindan, maymunsu bir canlidan insana dogru direkt bir soyun delillendirilemedigini ve kademe kademe evrim modelinin geçersiz oldugunu gördü. Bu durum, modern toplumun her alaninda yayginlastirilmaya çalisilan evrim düsüncesinin bir aldatmacadan ibaret oldugunu gösteriyordu. Wood, Ingiliz bilim dergisi New Scientist'te yayinlanan bir yazisinda, sunlari yazdi:


"Insan evriminin çok popüler bir imaji vardir -buna kahvaltida yenen corn flakes paketlerinin arkasindan tutun da çok pahali bilimsel araçlarin reklamlarina kadar her yerde rastlayabilirsiniz. Bu resimlerin sol tarafinda tiknaz, öne dogru çikik çeneli, kambur yürüyen bir orangutan bulunur. Sag tarafta ise zarif, yüksek alinli, gelecege dogru amaçli adimlar atan bir insan vardir. Bu ikisinin arasinda ise birbirini takip eden figürler bulunmaktadir- omuzlari geriye dogru çekilmeye baslayarak, gövdesi giderek incelen, kollari kisalip bacaklari uzayan, kafatasi büyüyüp çenesi gittikçe geriye çekilerek daha insanimsi bir görüntüye kavusan figürler. Orangutandan insana dogru ilerleyisimiz çok düzgün ve düzenliymis gibi görünür. Bu o kadar cezbedici bir imajdir ki, uzmanlar bile bundan vazgeçmeye gönüllü degildir. Ancak bu, bir illüzyondur."167


Sonuç:


İki ayakliligin evrimi iddiasi, böyle bir dönüsümü belgeleyebilecek fosil kaydindan, evrimlestirici gücü oldugu iddia edilebilecek bir mekanizmadan ve bilimsel bir teori olabilmek için test edilebilir olma özelliginden yoksundur. Bilimsel bulgular bu dogrultuda yapilan spekülasyonlari da yalanlamaktadir.
Tüm bunlar, son derece ciddi, açik ve net göstergelerdir. Bilim ve mantik, iki ayakliligin evrimi senaryosunun ayakta durabilecegi bir zemin saglamamakta, onu kesin olarak çürütmektedir. Evrimci bilim adamlarinin bu iddiayi bir dogma olarak sürdürmeleri ise, evrim teorisini bir din olarak benimsediklerini kanitlamaktadir. Darwinistler, kendi benimsedikleri dinleri içinde büyülenmislerdir. Iste bu nedenle gerçekleri kabul etmekten uzaklasmaktadirlar. Allah ayetlerinde söyle buyurur:


De ki: "Eger biliyorsaniz (söyleyin:) Herseyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken Kendisi korunmuyor." "Allah'indir" diyecekler. De ki: "öyleyse nasil oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?" Hayir, Biz onlara hakki getirdik, ancak onlar gerçekten yalancidirlar. (Müminun Suresi, 88-90)

 


133 David R. Pilbeam, "Rearranging Our Family Tree", Human Nature, June 1978, s. 45
134 Earnest A. Hooton, Up From The Ape, McMillan, New York, 1931, s. 332
135 Francis Hitching, The Neck of the Giraffe: Where Darwin Went Wrong, New York: Ticknor and Fields 1982, s. 204
136 Storrs L. Olson "OPEN LETTER TO: Dr. Peter Raven, Secretary, Committee for Research and Exploration, National Geographic Society Washington, DC 20036", Smithsonian Institution, 1 Kasım 1999
137 Tim Friend, "Dinosaur-bird link smashed in fossil flap", USA Today, 25 Ocak 2000
138 A. J. Kelso (Professor of Physical Anthropology, University of Colorado), "Origin and evolution of the primates", Physical Anthropology, J. B. Lippincott, New York, ikinci baskı, 1974, s. 142
139 Elwyn L. Simons (Jeoloji ve Jeofizik bölümü, Yale Universitesi, ABD), 'The origin and radiation of the primates'. Annals New York Academy of Sciences, vol. 167, 1969, s.319
140 Mark Ridley,"Who Doubts Evolution?, New Scientist, vol. 90 (25 Haziran 1981), s. 832
141 Michael Brown, The Search For Eve, Harper and Row, 1990
142 Joan C. Stevenson, Dictionary of Concepts in Physical Anthropology, Greenwood Press, New York, 1991, s. 216
143 Masao Ito, Yasushi Miyashita, Edmund T. Rolls, Cognition, Computation and Consciousness, Oxford University Press, 1997, s 21.
144 Kenneth F. Weaver, "Stones, Bones, and Early Man: The Search for Our Ancestors," National Geographic 168, no. 5 (1985), s. 581-582; Stephan Caesar "No 'Missing Link' Between Animals and Humans", http://www.creationism.org/caesar/missing.htm
145 Henry Gee, In Search of Deep Time, Beyond the Fossil Record to a New Hıstory of Life, The Free Press, A Division fo Simon & Schuster, Inc., 1999, s. 32
146 Henry Gee, In Search of Deep Time, Beyond the Fossil Record to a New Hıstory of Life, The Free Press, A Division fo Simon & Schuster, Inc., 1999, s. 114
147 J.-J. Jaeger, 'A New Primate from the Middle Eocene of Myanmar and the Asian Early Origin of Anthropoids', Science , Vol 286, Issue 5439, s. 528-530, 15 Ekim 1999
148 Lord Solly Zuckerman, Beyond the Ivory Tower, Taplinger Pub. Co., New York, 1970, s.64
149 Charles Darwin, The Origin of Species, III. baskı, 13. bölüm: "Mutual Affinities of Organic Beings: Morphology: Embryology: Rudimentary Organs"
150 S. R. Scadding, Do 'Vestigial Organs' Provide Evidence for Evolution?, Evolutionary Theory, Cilt 5, Mayıs 1981, s. 173
151 www.geocities.com/CapeCanaveral/Lab/6562/evolution/designgonebad.html
152 Leonard M.S., 1992. Removing third molars: a review for the general practitioner. Journal of the American Dental Association, 123(2):77-82
153 M. Leff, 1993. Hold on to your wisdom teeth. Consumer reports on Health, 5(8):4-85
154 Daily.T 1996. Third molar prophylactic extraction: A review and analysis of the literature. General Dentistry, 44(4):310-320
155 "Evidence of Comparative Structure and Function", http://www.ibri.org/Books/Pun_Evolution/Chapter2/2.5.htm#6.
156 http://www.hairlosshelp.com/forums/messageview.cfm?catid=32&threadid=32851
157 Gray's Anatomy of the Human Body, 20th edition, 2000
158 Gray's Anatomy of the Human Body, 20th edition, 2000
159 Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, New York: Toplinger Publications, 1970, s. 75-94
160 Charles E. Oxnard, "The Place of Australopithecines in Human Evolution: Grounds for Doubt", Nature, cilt 258, s. 389
161 Fred Spoor, Bernard Wood, Frans Zonneveld, "Implication of Early Hominid Labryntine Morphology for Evolution of Human Bipedal Locomotion", Nature, cilt 369, 23 Haziran 1994, s. 645-648
162 Richmond, B.G. and Strait, D.S., Evidence that humans evolved from a knuckle-walking ancestor, Nature 404(6776):382, 2000
163 Ruth Henke, "Aufrecht aus den Baumen", Focus, cilt 39, 1996, s. 178
164 The Scotsman.com: 'Chimps on two legs run through Darwin's theory' http://news.scotsman.com/index.cfm?id=1016102002
165 Carl Zimmer, "Great Mysteries of Human Evolution", Discover, Vol. 24, No. 9, Eylül 2003
166 Schutzenberger M-P., in "The Miracles of Darwinism: Marcel-Paul Schutzenberger ile Ropörtaj" Origins & Design , Vol. 17, No. 2, 1996, s. 10-15.
167 Bernard Wood, Who are we?, New Scientist, sayı 2366, 26 Ekim 2002, s. 44