"MARS’TAN GELEN YAŞAM” YANILGISI

 

Yaşamın Mars'tan Dünya'ya gelmiş olabileceği senaryosu, milyarlarca yıl önce Mars'tan kopup gelen meteorların bazı bakteriler taşıdığını, yeryüzünde hayatın tohumlarını bu bakterilerin attığını varsaymaktadır. Oysa bilimsel kanıtlar değerlendirildiğinde bu iddiaların tutarsız olduğu ortaya çıkmaktadır.

 


İngiltere'deki Kent Üniversitesi'nden Dr. Mark Burchell hayatın meteorlarla seyahat eden bakterilerle başladığı teorisini ele alanlardan biridir. Burchell, bu teoriyi ispatlamak için çalışmalar yürütüyor olmasına karşın daha ilk başta bir bakterinin meteor üzerine nasıl geçmiş olabileceği sorusunun bile cevapsız olduğunu itiraf etmektedir. Kendisiyle yapılan bir ropörtajda uzayda hayat konusunun içinde bulunduğu bilinmezliği şu şekilde ifade etmektedir:
"Uzayda yaşam üzerinde çalışmak daima zor olmuştur. Uzayda yaşamın var olduğuna dair elimizde herhangi bir kanıt yoktur ve biz henüz kendi gezegenimizdeki yaşamın kökeni hakkında bile emin değiliz."83

 



Hürriyet Gazetesi, 31 Mart 2000

Burada hemen belirtmek gerekir ki, bakterilerin Mars'tan Dünya'ya seyehat ettiği ve yeryüzünde hayatın bu şekilde başladığı senaryosu, yaşamın 'nasıl' ortaya çıktığına dair hiçbir cevap verememektedir. Sadece soruyu, "yaşam Mars'ta nasıl ortaya çıkmış olabilir?" şekline dönüştürmektedir. Evrimcilerin, ilk olarak, uzayda var olduğunu iddia ettikleri bakterilerin kökenini açıklamaları gerekmektedir. Fakat yaşamın nasıl başladığına dair her soru karşısında olduğu gibi evrimciler bu soru karşısında da açıklamasızdırlar.
Burchell, güneş radyasyonları, kozmik ışınlar ve başka faktörlerin uzayda bakteri için son derece zorlu bir ortam oluşturduğunu ifade etmektedir.

 

 

Bunların yanı sıra meteorun atmosfere girdikten sonra yanmaya başlaması, tamamen yanmadan yere ulaşsa bile saniyede 16 kilometreye varan hızlarla yeryüzüne çarpıyor olması, bakterilerin hayatta kalmasını imkansız kılmaktadır.
Tüm bunların ötesinde, hayatın meteorlarla yeryüzünde başladığı iddiasını temelden çürüten faktör, böyle bir bakteri uzaydan gelmiş olsa bile, bakterinin başka türlere dönüşmesinin mümkün olmadığıdır.


Hayatın kökeninin "uzay", hatta "uzaylılar" olabileceği yönündeki iddialar, aslında birer bilim kurgu senaryosundan başka bir şey değildir. Nitekim bu konudaki yorum ve haberlerde de hiçbir somut kanıttan söz edilmez, sadece "olmuş olabilecek" ihtimaller anlatılır. Oysa "ihtimal" denen bu senaryolar da imkansızdır. Dünyaya meteorlar yoluyla bazı organik bileşikler geldiği varsayılsa dahi, bu bileşiklerin kendi kendilerine hayat oluşturmasının imkansız olduğu kimyasal, fiziksel ve matematiksel bir gerçektir. Dünya'daki hayatın "uzaylılar" tarafından var edilmiş olabileceği yönündeki fantezi ise, hayatın tesadüfle açıklanamayacağını gören, ancak Allah'ın varlığını kabul etmek istemeyen evrimcilerin kaçış çabasıdır. Oysa bu çaba da anlamsızdır, çünkü "uzaylılar" tezi, sadece soruyu bir kademe geriye götürmekte ve "Uzaylıları kim yarattı?" sorusuna dönüşmektedir.

 



Dünya'ya düşen meteorların atmosfere girdikleri anda başlayan yüksek ısı ve çarpma anındaki şiddet nedeniyle Dünya’ya canlı bir organizma taşımaları mümkün değildir. Üstte Arizona'daki büyük meteor çukuru görülmektedir. Öte yandan, Dünya dışında canlı varlıklar olduğu varsayılsa bile, evrim teorisinin bunların kökenine de açıklama getirmesi gerekmektedir. Fakat elbette evrim te-orisi bu konuda da açıklamasızdır. Hayatın kökenine, Dünya'da veya uzayda olsun, yaratılış dışında bir açıklama getirmek imkansızdır.

Akıl ve bilim, bizi, tüm canlıları yaratmış olan, ancak Kendisi yaratılmamış, sonsuzdan beri var olan bir Mutlak Varlık'a götürmektedir. Bütün bu sayılanlar, herşeyin Yaratıcısı olan Yüce Allah'ın sıfatlarıdır.
Genetik ve moleküler biyoloji bilimleri, bir bakterinin DNA'sına mutasyon yoluyla bilgi eklenerek daha karmaşık yapıda organizmaların oluşmasının mümkün olmadığını ortaya koymuştur.
Bu varsayıma sunulan hiçbir sözde kanıt yoktur. Örneğin Grönland'da bulunan ve yaşları 3.8 milyar yıllık olarak hesaplanan fosillerin Mars'tan gelmiş olabileceği ileri sürülmektedir. Oysa bu fosillerin gerçek bakterilere ait olduğu kesin olarak doğrulanmış bir bulgu değildir. Gerçek bakterilere ait olsa da, dünya üzerinde bulunmuş olan bu fosillerin uzaydan gelmiş olduğunu kanıtlayan veya bu iddiayı destekleyen hiçbir bilimsel delil bulunmamaktadır. Bilim dünyasında bu iddianın geçerli olup olmadığı hala tartışma konusudur.


Hayatın meteorlar yoluyla uzaydan gelmiş olduğunu savunanlar, meteor üzerinde rastladıkları mikroskobik parçacıklarla, dünyada rastladıkları organizmaların kalıntıları arasında benzerlikler kurmaktadırlar. Örneğin Mars'tan geldiği tahmin edilen bazı meteorlarda karbon kürecikler ya da magnetit kristaller bulunduğu ileri sürülmüş ve bunların meteor üzerinde yaşamış organizmalara ait kalıntılar olduğu iddia edilmiştir. Ancak bu benzerlikler kanıtlanmış değildir. NASA'nın Johnson Uzay Merkezi'nden Everett Gibbson bu konuda şunları söylemektedir:


"Yeryüzü mikrofosilleri, biyofilmleri ve üç Mars meteorunda rastlanan özellikler arasındaki benzerlikler ilgi çekicidir ancak kesin şekilde ispatlanmamıştır."84


Ayrıca çarpışma sırasında yaklaşık 65000C gibi yüksek bir ısı ortaya çıkması bu karbon küreciklerin canlı organizmalara ait olma ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. 1996 yılında jeolojik mikro yapıların analizinde uzman bir ekip tarafından yapılan araştırmada, Mars'tan geldiği ileri sürülen bir meteor üzerindeki minerallerin oluşabilmesi için 65000C sıcaklık ortaya çıkması gerektiği ve bu kadar yüksek ısılara hiçbir organizmanın dayanamayacağı hesaplanmıştır.85


Bu yöndeki iddialara dayanak olarak 1911 yılında Mısır'ın Nakhla köyüne düşen bir meteorit öne sürülmekte, bunun üzerinde yaşam kalıntıları bulunduğu iddia edilmektedir. Ancak bu kalıntıları inceleyen bilim adamları, 2001 yılında PNAS (Proceedings of the National Academy of Sciences) dergisinde yayımlanan bir makalelerinde bu meteora bakarak Mars'ta yaşam olduğu sonucuna varmayı doğru bulmadıklarını belirtmişlerdir:
"Önceki açıklamaların aksine mevcut kristalografik ve morfolojik kanıtların, Mars'ta geçmişte yaşam bulunduğu tezini desteklemeye yeterli olmadığı görüşündeyiz."86


Sonuç:


"Mars'tan gelen hayat senaryoları" bilimsel kanıtlardan yoksundur. Evrimcileri bu hayali senaryolara sarılmaya iten şey, yaşamın yeryüzünde tesadüfen başladığı iddialarını delillendirmede tamamen çaresiz oluşlarıdır.
Yaratılışçı Phillip Johnson, yaşamın kökenlerini uzayda arama çabasının aslında "çözümü imkansız bir problemi, çözülmüş olduğu izlenimi verecek şekilde uzaya göndermek"ten ibaret olduğunu yazmıştır.87


Yaşamın kökenini, gezegenler arası seyahat eden bakterilerde aramak anlamsızdır. Dahası, çeşitli gezegenlerde bakterilerin varlığı, yine evrimciler açısından açıklamasızdır. Yaşamın gerçek kökeni yaratılıştır. Allah, yeryüzündeki milyonlarca canlıyı yoktan var etmiştir. Evrimciler, bu gerçeği kabul etmek istemedikleri sürece, tüm bilimsel veriler kendi aleyhlerinde olacaktır.
Yüce Allah Kuran'da şöyle bildirir:


İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka İlah yoktur. Herşeyin Yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir vekildir. Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır. (Enam Suresi, 102-103)


Mars'ta Yaşamın Muhtemel Varlığı, Evrim Teorisini Neden Desteklemez?


Evrimci medyanın 'ideolojik heyecan' ürettiği zamanlar vardır. Darwinistler böyle dönemlerde, kendi dünya görüşleri açısından heyecanlı buldukları bir bilimsel gelişme söz konusu olduğunda bunu yüksek sesle ve evrimci yorumların eşliğinde duyururlar. Meseleyi soğukkanlılıkla değerlendiren bir göz, yapılan yorumlarla bulgunun niteliği arasında bir uyuşmazlığın bulunduğunu, evrimcilerin, hayalci ve abartılı bir üslupla konuya yaklaştığını kolaylıkla görebilir. Mars'ta yaşamla ilgili spekülasyonlar da böyledir. Gezegende suyun varlığına dair haberler söz konusu olduğunda evrimci medya bunu derhal, "Buz! Demek ki, su! Demek ki, hayat! " tipinde manşetlerle vermekte, yaşamın sadece Dünya'ya has olmayabileceği, Mars'ta bir şekilde evrimleşerek meydana gelmiş olabileceği yönünde iddialar ortaya koyabilmektedir. Oysa ihmal ettikleri en büyük gerçeklerden biri, Mars'ta yaşamın muhtemel varlığının, evrim teorisi için bilimsel kanıt sağlamamasıdır.



Darwinizm'in akıl dışı formülü basittir: Çamurlu su+za-man+tesadüfler. Darwinistler, bunların birleşimi sonucunda birbirinden çeşitli hayvanların, bitkilerin, kuşların, ağaçların, insanların, jetlerin, uçakların, gökdelenlerin, profesörlerin, bilim adamlarının, Londra'nın, İstanbul'un, şu an dünya üzerinde var olan üstün medeniyetin ortaya çıktığını iddia ederler. Bunun nedeni, Darwinistlerin yaratılmış mükemmellikler üzerinde düşünmemeleri, Yaratılış Gerçeğini kabul etmek istememeleri ve dolayısıyla Dünya'yı ve yaşamı çok basitçe açıklama eğiliminde olmalarıdır. Kuşkusuz ki aklını kullanabilen hiçbir insan, bu basit mantığın geçerliliğine inanmayacak, Darwinist propagandalara artık kanmayacaktır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, 'su = yaşam' şeklinde özetlenebilecek bakış açısı bilimsel değildir, yanlıştır. Su, yaşam için çok gerekli bir madde olmasına rağmen yaşamın dayandığı tek madde değildir. Yaşam için gerekli çok sayıdaki şartı tamamen gözardı ederek, son derece karmaşık yapıdaki canlılığı, suyun bulunduğu her yerde kolayca ortaya çıkabilecek bir olgu olarak sunmak bilimsel değil, bilgisizce ortaya atılmış ideolojik bir bakış açısının göstergesidir.


Amerikalı astronom Dr. Hugh Ross, 'Mars'ta Su; Bu Ne Anlama Geliyor?' başlıklı yazısında şunları yazmıştır:
'[Mars'ta yaşam spekülasyonlarıyla ilgili] İdeolojik heyecanın sebebi, 'Sıvı su eşittir yaşam' şeklindeki popüler (ama mantığa aykırı) fikirdir. Suyun, yaşam için gerekliliği tartışılır olmamasına rağmen, bilim, sıvı suyun yaşam için çok sayıdaki gereklilikten sadece biri olduğunu göstermiştir, tek gereklilik olduğunu değil. Araştırmacılar, bir gezegen sistemindeki bir gezegende yaşamın var olması için yüzden fazla, sudan bağımsız, farklı gereklilik tanımlamışlardır. Bu gerekliliklerin çoğu, sıvı suyun yansıttığından çok daha fazla ölçüde hassasayar yansıtır.


Tüm diğer gereklilikler sağlanmış olsa bile, sıvı su yaşamı desteklemek için yeterli değildir. Canlılar, yaşamlarını sürdürebilmek için suyun her üç halde (gaz, sıvı ve buz) uzun süre bulunmasına ihtiyaç duyarlar. Kara yaşamı, bunlara ilaveten, bol miktarda ve sabit bir su döngüsüne ihtiyaç duyar ki Mars Global Surveyor[*], bunun Mars'ta hiç bulunmadığını göstermektedir'.88


Ross'un sözleri, evrimcilerin heyecanının yersizliğini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Ancak Mars'ta yaşam spekülasyonlarıyla ilgili belirtilmesi gereken bir nokta daha vardır. Uzayda suyun, hatta yaşamın varlığı kanıtlansa da, bu durum nedeniyle ideolojik bir heyecan hisseden kesimlerin görüşlerine bilimsel bir kanıt oluşturmayacaktır. Yaşamın uzayda var olması sadece yaşamın, dünya dışında da mevcut olduğunu gösterecektir, yaşamın bu gezegende rastlantıların ürünü olarak evrimleştiğini değil.

 



Bir gezegende canlılık olabilmesi için çok fazla şartın birarada olması gerekir. Bu nedenle evrimcilerin Mars'ta yaşam iddiaları masaldan öteye gidememektedir.
Pathfinder uzay aracı tarafından 1997 yılında çekilen görüntüler, Mars'ın yüze-yinin büyük ölçüde demir mineralleri ile kaplı olduğunu ve yaşama elverişsiz bir atmosferi olduğunu göstermiştir.

Mars'ta yaşam formları bulunsa bile bunların Dünya'dan Mars'a yolculuk etmiş olması gerekmektedir. Nitekim "Başka gezegenlerde yaşam var mı?" sorusunu soran bir New Scientist makalesinde, 'Mars'ta yaşam bulunsa bile bu yönde herhangi bir sonuca varılamayacağı, çünkü Kızıl Gezegen ile Dünya arasında kaya alışverişinin düzenli olarak sürdüğü' belirtilmiştir.89


Dolayısıyla gelecekte bir gün, Mars'ta yaşamın varlığı kanıtlanırsa, evrimci yorumlara başvuranlar hayalci ve abartılı bir yaklaşım sergilemiş olacaklardır. Örneğin deniz seviyesinden beşbin metre yüksekte bulunan bir dağ zirvesinde bir otomobilin bulunması küçük bir ihtimaldir. Ama gerçekten bulunacak olursa bu otomobilin doğa kuvvetleri ve tesadüflerin etkisiyle yüz milyonlarca yıllık bir süreçte orada kendi kendine var olduğunu ilan etmek akılcı olmayacaktır. Otomobilde bulunan ve tesadüfleri reddeden tasarım dolayısıyla bunun oraya nasıl gelmiş olabileceği üzerinde düşünmeye başlamak daha gerçekçi bir tavır olacaktır. Böyle yapan birisi, örneğin, otomobilin o bölgedeki bir jandarma kurtarma birliğinin aracı olduğunu görebilecektir. Yaşamın Mars'ta evrimleşmiş olabileceğine dair spekülasyonların, bu hikayede otomobilin dağ başında kendiliğinden ortaya çıktığını iddia etmekten daha akıl dışı olduğu bilinmeli, medyanın bu propagandaya verdiği primin ideolojik sebepli olduğu akılda tutulmalıdır.


[*] Mars Global Surveyor: 1997 yılında, Mars etrafındaki yörüngesine oturtulan uzay aracıyla gerçekleştirilen altı aşamalı araştırma görevi.
83 Morris Jones, Bacterial Blasting Across Space, 4 Kasım 2002 - http://www.spacedaily.com/news/life-02zx.html
84 Gibson, E.K. Jr., D.S. McKay, K.L. Thomas-Keprta, et al. (2001), 'Life on Mars: Evaluation of the Evidence Within Martian Meteorites ALH84001, Nakhla, and Shergotty,' Precambrian Research, 106:15-24
85 Bradley, J.P., R.P. Harvey, and H.Y. McSween Jr. (1996), 'Magnetite Whiskers and Platelets in ALH84001 Martian Meteorite: Evidence of Vapor Phase Growth,' Geochimica et Cosmochimica Acta, 60:5149-5155
86 Buseck, P.R., R.E. Dunin-Borkowski, et al. (2001), 'Magnetite Morphology and Life on Mars,' Proceedings of the National Academy of Sciences, 98:13490-13495, 20 Kasım
87 Phillip E. Johnson, Darwin on Trial, InterVarsity Press,1993 (2nd edition), s. 110
88Hugh Ross, 'Water on Mars: What Does It Mean?' , Connections 2000 - Volume 2, Number 3, http://www.reasons.org/resources/connections/2000v2n3/index.shtml
89 Michael Brooks, "The Mysteries of Life", New Scientist, sayı 2473, 4 Eylül 2004, s.24